Siyaset Sosyolojisi Temel Bilgileri


SİYASET BİLİMİ

Siyaset, ülke, insan ve devlet yönetimidir. Siyaset bilimi ise siyasal otorite ile ilgili kurumların ve bu kurumların oluşmasında ve işlemesinde rol oynayan davranışlar bilimidir.

Sosyoloji biliminde esas olan 3 temel unsur vardır. Gözlem, sınıflandırma ve yorum. Gözlenen olayların sınıflandırılması sonucunda değişmez, her yerde geçerli neden-sonuç ilişkilerine varılabiliyorsa bu bilimsel yasa demektir.

Ancak toplumbilimciden tam bir yansızlık beklenemez. Çünkü gözlemci de gözlenen olayın içindedir. Suyun bileşenlerini inceleyen bir bilim adamı için suda hidrojen yada oksijenin daha büyük olması arasında pek bir fark yoktur. Oysa çıkarına yada değer yargılarına ters düşen bir siyasal rejimi inceleyen bilim adamı için aynı şeyi söyleyemeyiz. Yine bu gözlemler sonucunda yapılacak sınıflandırmalar da kişiden kişiye değişecektir. Neden-sonuç ilişkilerine geldiğimizde ise iş oldukça zorlaşacaktır. Burada yorum kullanılacak ve bunlar labaratuarlarda incelenemeyen konular. Siyasal bilimci, bir varsayım geliştirir ve tarihe bakarak yorumunu doğrulamaya çalışır.

Kısacası, özetlediğimiz bu nedenlerden dolayı, toplum bilimlerinde kesin bir determinizmden çok değişken determinizm vardır. Örneğin az gelişmiş bir ülkede diktanın mutlaka ilerici olacağını söyleyemeyiz. Çünkü üretim düzeyi bir siyasal rejimin niteliğini belirleyen önemli etkenlerden biridir.

Siyaset Biliminin Doğuşu

İlk başlangıç Aristo zamanındadır. Hocası Platon’dan Aristo’ya gelene kadar tüm düşünürler “nasıl”ın değil “nasıl olması gerektiği”nin üstünde durmuşlardı. Aristo’nun Politika adlı kitabı en eski kaynaktır. 158 kent devleti anayasasını inceleyerek bir sonuca varmıştır. Aristo kamuoyunun önemini vurgulamış, çoğunluğun yönetime katılmasının erdemlerini sıralamış ve özellikle de güçlü bir sınıfın sağlıklı bir rejim için taşıdığı önemi ortaya koymuştur.

İbn-i Haldun, bazı batılı kaynaklarında sosyolojinin kurucusu olarak geçer. Devlet ve iktidar kavramlarını bilimsel bir yaklaşımla incelemiştir. Oysa aynı çağın batılı hristiyan düşünürleri olaya dinsel açıdan bakıyorlardı. İbn-i Haldun’un günümüzden 600 yıl önce ekonomik etmenlerin toplumsal olaylar ve toplumsal olguların da siyasal sistemler üzerindeki etkisine eğilmiş oluşu önemlidir. Tarihi, bir masal anlayışı içinde ele almamış, olayların nedenlerini ve nasıllarını derinlemesine incelemiştir. Karl Marx’tan önce toplumları üretim biçimlerine göre ayıran İbn-i Haldun’dur.

Machiavelli, siyaset biliminin doğuşuna giden yolda üzerinde durulan üçüncü isimdir. Amaca giden her aracın meşru olduğu anlamına gelen düşünceleri nedeniyle bazen olumsuz yorumlanan Machiavelli’ye farklı bir açıdan yaklaşmak gerekir. İyi bir gözlemci olarak siyasal iktidarın ele geçirilişini, korunmasını, büyümesini ve yitirilmesini incelemiştir. Bu olaylara hangi koşulların ne yönde etki yaptığını araştırmıştır. Aristo’nun Politika’sı gibi Machiavelli’nin Prens’i de temel kaynaklardan biridir.

Montesquieu, Yasaların Ruhu adlı yapıtında bir toplumdaki geçerli kuralların, toplumun içinde bulunduğu coğrafi ve toplumsal koşullarla bağlantısını inceledi. Bunu yaparken de olması gerekeni değil olanı araştırdı.

Karl Marx, toplumsal değişmenin temeline ekonomik alt yapıyı koyarak ve siyaset de dahil tüm toplumsal kurumların oluşmasında önceliği somut etmenlere tanıyarak toplumsal bilimlerde öznellik yerine nesnellik getirmiştir. Toplumsal sınıfların siyasal çatışmadaki rollerini ve önemini ortaya koydu.

Max Weber, bürokrasinin çağdaş siyasal rejimler içindeki rolünü anlattı. Dolayısıyla Marx’taki sınıf çatışmalarının yerine bürokrasiyi koymaya çalıştı. Weber’e göre siyaset, kişinin diğer kişiler üzerinde egemenlik kurmasıdır. Ama bu egemenliğin türü, yapısı, yöntemi, kendini meşru gösterme biçimi önemlidir demiştir. Weber’in geleneksel, karizmatik ve bürokratik otorite kavramları halen kullanılmaktadır.

SİYASAL YAŞAMIN ETKENLERİ

İklim

İklim ve siyasal davranışlar arasındaki ilişki Aristo’dan beri insanların ilgisini çekmiştir. Aristo’ya göre, soğuk ülke insanları cesaretli ama az zeki, sıcak ülke insanları zeki ama az cesaretli, ılıman iklimdekiler ise hem zeki hem cesaretlidir. Özgürlükle soğuk iklimin, boyun eğme ile sıcak iklimin ilişkisini ortaya atan Aristoteles’tir. Avrupadaki soğuk ülke insanları bağımsızlığını korur ama siyasal örgüt yoktur. Oysa asyalılar zeki, bulucu ama az cesaretlidir. Bu yüzden hüküm altındadırlar. Bunların ortasında bulunan Elen kavmi ise hem cesur hem zeki, dolayısıyla bağımsız yaşar, bütün dünyadan daha iyi idare edilir.

İbn-i Haldun, Aristo’nun çözümlemesini daha ileriye götürür. Mukaddime adlı eserinde havası sıcak olan iklimlerde yaşayanların çabuk sevinip neşelendiğini bu nedenle hafiflik ve düşüncesizlik oluştuğunu söyler. Deniz kıyılarındaki halk da az bir ölçüde oyun ve eğlenceyi sever. Tunus’lu düşünür aynı enlemde olan Mısır-Cezayir halkları arasındaki farka dikkat çekiyor. Hafiflik, sevinç, neşe ve işin sonundan haberi olmamak durumu Mısırlılarda ağır basar. Mağrip Fas dağlarına yakın bulunduğu için havası soğuk olur ve halkın kaygılı, gözlerini yere dikerek bakan ve dilsiz gibi bir halde görünüldüğünden bahseder. Bunlar geleceği çok düşünür. Haldun, büyük yerleşim merkezlerinin ancak ılıman iklimlerde kurulabildiğini ve uygarlığın gelişimini bu durumun kolaylaştırdığını söyler. Ilıman iklim insanlarının görünüm, ahlak, din ve sanat gibi alanlarda diğer iklim kuşaklarındaki insanlardan daha ileriye gitmiş olduklarını savunur.

Montesquieu, diğer iki düşünürün son durağıdır. Konuyu geliştirip iklimler kuramını ortaya atan o olmuştur. Ona göre soğuk iklim kalbi ve kasları güçlendirir. Bu nedenle soğuk iklim insanı kendine güvenen, cesaretli, üstünlüğünü bildiği için intikam hissi az olan, açık sözlü, daha az kuşkucu, daha az hilecidir. Ona göre bir insanı sıcak ve kapalı bir yere koyun hemen kalbi sıkışır, baygınlık geçirir. Sıcak ülke insanları yaşlılar gibi utangaçtır. Soğuk ülke insanları ise gençler gibi cesaretlidir. Son savaşlara dikkat edilirse kuzey ülkelerinin insanları güney ülkelerine geldiklerinde kendi iklimlerinde savaşan yurttaşları kadar başarılı olamadıkları görülür. İklimin kölelik ve özgürlükte de rol oynadığını düşünür. Yani sıcak ülke insanları korkaktır ve köle durumundadır. Soğuk ülke insanları ise özgürdür.

Coğrafi Konum ve Genişlik

Aron ve Montesquieu bu alandaki görüşlerini şöyle açıklamışlardır. Büyük ve uzun ömürlü imparatorluklar geniş alanlara ihtiyaç duyar ve bu nedenle asyada böyle imparatorluklar var olmuştur. Avrupada ise çok geniş boşluklar, ovalar olmadığından uzun ömürlü egemenlikler olmamıştır. Avrupada doğal bölünmeler, sınırları geniş olmayan küçük devletler kurulmasına neden olmuştur. Asyada ise köle ruhu olduğundan ufak devletler oluşmamıştır.

İngiltere’nin de adalardan oluştuğu için savunulması kolay bir ülke olduğunu ve uzun yıllar bir ordu beslenmesine gerek olmadığını söylemiştir. Kral derebeyler üzerinde mutlak bir hakimiyet kuramadığı için demokrasi daha kolay sağlandı. Adada yaşayanlar özgürlüklerine, karada yaşayanlardan daha düşkündür. Genel olarak adaların alanı daha küçüktür, halkın bir bölümü öteki bölümünü baskı altında tutmak için kullanılamaz.

ABD örneği, güncelliğini daha çok koruduğu için belki daha ilginç sayılabilir. Amerika’yı diğer toplumlardan ayıran temel özellik sınıf bilincinin bir türlü gelişememiş olmasıdır. Çünkü bir kıta genişliğindeki ülke herkese yetmiş fakat doğuda yer azalınca ülkenin batısı akla gelmiştir. Vahşi Batı’da bir yolunu bulup zengin olma fırsatı, cesareti ve aklı olan hemen herkese açık kalmıştır. Bu durumun daha sonraları da devam etmesinin nedeni Amerikan kapitalizminin dünyayı ele geçirmiş olmasıyla ilgilidir.

Önemli bir kuram da İngiliz coğrafyacısı Mackinder tarafından ortaya atılmıştır. Rus topraklarının bir bölümünü dünyanın kalbi, avrupa, asya, ve afrikayı da dünyanın adası olarak adlandırıyor. Doğu avrupayı elinde bulunduranın dünyanın kalbine, dünyanın kalbini elinde bulunduranın da dünyanın adasına, dünyanın adasını elinde bulunduranın ise tüm dünyaya hükmedeceğini söylemiştir. Fakat bu kuram en başta ABD’nin durumu ile çelişir.

Montesquieu’ya göre cumhuriyetin küçük bir ülkede olması mümkündür. Böyle olmazsa cumhuriyetin yaşaması imkansızdır der. Saltanatla yönetilen bir ülke de orta büyüklükte olmalı.

Doğal Kaynaklar ve Rejimler

Doğal kaynakların zenginliği ülkenin zenginliği anlamına gelir. Zenginliğin, bolluğun siyasal yaşamdaki çatışmaları yumuşattığı, barışçı eğilimleri güçlendirdiği genellikle söylenebilir. Önemli hammaddelere sahip olan ancak bunları işletecek teknolojiye sahip olmayan ülkelerde, bu kaynaklardan yararlanmak isteyen dış güçlerin çekişmesini ve bağımlılığı güçlendirecek bazı siyasal gelişmeleri peşinden sürüklemesi kaçınılmazdır. (Örneğin 1953 yılında İran’daki petrol kaynaklarını millileştirme siyaseti güden başbakan Musaddile’nin dış güçlerce devrilmesi)

İbn-i Haldun, doğal kaynakların beslenmeyi, beslenmenin de insanların yapılarını ve davranışlarını etkilediğine inanıyordu. Ona göre doğanın çok cömert olmadığı bölgelerde yaşayan insanlar göçebe olmak ve gıdalarını hayvanlardan sağlamak zorundadır. Ama bu insanların bedenleri, ahlakları, eğitim ve bilime yatkınlıkları, verimli yerlerin halkından çok daha iyidir. Aşırı beslenme ise her bakımdan zararlıdır. Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez, onları alışmış oldukları tokluk öldürür.

Montesquieu ise toprak yapısı ile siyasal rejim arasında doğrudan bağlantı kurar. Afrika’nın kısır toprağı halkın sevdiği hükümeti, Sparta’nın verimli toprağı ise soylular yönetimini işbaşına getirir. Verimli ovalarda güçlü olan zengin olandır ve diğerleri ona boyun eğer. Oysaki dağlık bölgelerde insanların yitirmekten korktukları tek şey özgürlüktür.

Toynbee ise zengin kaynakların bazı durumlarda toplumların evrimini olumsuz yönde etkilediğini öne sürer. Kolaylıklar uygarlıklar için yıkıcıdır. Uygarlığı iten güç, ortamın düşmanlığı ile orantılı olarak artar. Dolayısıyla kolay coğrafi koşullar, kişileri tembelliğe itmekte, sonunda da uygarlığın gelişimi yavaşlamaktadır. Çünkü insanlar zorluklarla savaşa savaşa güçlenirler ve güven kazanırlar. Aşırı zor bir ortam ise mutsuzluk, kadercilik ve hareketsizlik meydana getirir.

Bu son paragraftaki kuramda gerçeklik payı olmasına rağmen, birkaç yüzbin nüfusu olan Kuveyt’in uluslararası alandaki önemi petrol kaynağıdır. Zengin doğal kaynaklar bazı dış güçlerin iştahını kabartmakla beraber başkalarının ürettiği teknolojiyi alma olanağı da verir.

ders notlarımdan derlemedir

About these ads

, , , , , , , , , ,

  1. Yorum yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: