Modern Çağda Siyasal Düşünceler


15. yüzyıldan 16. yüzyıl ilk yarılarına kadar gelişen rönesansla birlikte ortaçağ düşünce sisteminden uzaklaşılmış, eski yunan ve roma düşüncesine dönülerek bunların dinin baskısıyla değerlendirilmesinden vazgeçilip doğrudan değerlendirilmesine gidilmiştir. Coğrafi keşifler ekonomik, matbaa ise düşünce alanında önemli atılımlar sağlamıştır. Bu zamanlarda imparator-papa çekişmesi önemini yitirir ve papalık Fransa’da uğradığı yenilgi sonrasında İtalya’ya uzanır. Bu yüzyıllarda Fransa ve İspanya’da merkezi monarşiler kurulmuştur. İspanya’da Aragon ve Kastilla krallıkları birleşir. Almanya ve İtalya’da henüz siyasi birlik yok.

NICOLA MACHIAVELLI (Ulusal birlik, Ulusal Devlet)

Bu düşünür, 16. yüzyıl başlarında İtalya’da ulusal birliği savunan, merkezi güçlü bir devlet kurulmasını savunur. Bu sıralarda italyada kısa aralıklarla doğup batan prenslikler ve cumhuriyetler vardır. Bu devletlerin yıkılmalarında topraklarını artırmak isteyen yöneticilerin payı büyüktür. Bu devletçiklerin kendi orduları yoktu. Kiralık askerler vardı ve para aldıkları tarafı savunurlardı. İtalya bu karışıklıklara sahipken aynı zamanda en zengin kültür merkeziydi. Floransa’da yönetim tüccar ve bankerlerden oluşan oligarşinin elindedir. Fikir anlaşmazlıkları vardır. Bir süre sonra zengin ailelerden medicisler hakimiyeti ele geçirir. Sonra halk ayaklanıp cumhuriyeti kurar. Kısa süre sonra Floransa, dominike papazı savorano’nun eline geçer. O da bir süre sonra öldürürülür.

Machiavelli, bu sıralarda devletin önemli görevlerinde bulunur. Ülkeyi paralı askerlerden kurtarmak ister ama başarısız olur. Medicisler tekrar başa geçer. Machiavelli hapse atılır. Aftan yararlanıp çıkar. Sonra da eserlerini yazmaya başlar.

Titüs Livus’un İlk 10 Bölümü Üzerine:

Machiavelli bu eserinde hedefini açıklar. Siyasete rönesans zihniyetini getirmek, sonra da siyasal rejimlerin değişmesi ve gelişmesi teorisini yapar. Ona göre monarşi, aristokrasi ve halk yönetimi olmak üzere 3 çeşit yönetim vardır. Bunlar bozulursa, zorbalık, oligarşi ve demagoji doğar. Yönetimin oluşumu hakkında da görüş belirtmiştir. Önceleri insanlar en güçlünün himayesine girmiş onun emirlerine boyun eğmiştir. İyiler ödül, kötüler ceza alır. Adalet oluşur, yeni bir şef seçilirken en fazıl olan belirlenir. Fakat bu da zamanla babadan oğula geçer ve zorbalığa doğru kayar. Zorbalığa karşı gelenler birleşir ve aristokrasiyi oluşturur. Bu da bozularak oligarşiye döner. Halk tekrar birleşir ve halk yönetimi kurulur. Fakat tüm bu çeşitlerin kötü yanları da vardır. Bunun için en uygun yönetim karma sistemdir der.

Prens’te Prensliklerin Çeşitleri

Prenslikler babadan oğula geçenler ve yeni prenslikler olmak üzere ikiye ayrılır. Babadan oğula geçmede halk boyun eğme alışkanlığı kazanmıştır, dolayısıyla yönetim kolaydır. Ancak yöneticiler atalarının koyduğu sınırları aşmamalıdır. Tüm güçlükler yeni prensliklerde ortaya çıkar. Bunlarda ya yepyeni bir prenslik kurulur yada bir prensliğe başka bir prenslik eklenir. İnsanlar kaderlerinin değişeceğini umarak yeni yönetim kurarlar. Yeni prensin yeri sağlam değildir, çünkü daima düşmanları olur. Fakat bununla birlikte yeni prensin güçlü olduğu durumlar da vardır. Özellikle ayaklanan ülkede ayaklanmayı bastırarak tekrar ele geeçiren prensin durumu çok kuvvetli olur. Çünkü bu durumda aldığı her kara meşrudur. Yeni prensin varlığını sürdürebilmesi için bazı önlemler alması gerekir.

Fetheden ile fethedilenin aynı dili konuşması durumunda bu yerin elde tutulması kolaydır. Halk özgürlüğe alışmamışsa yine kolaydır. Ayrıca fethedilen yerin kilit bölgelerine göçmenler yollamak da çok yararlı bir yöntemdir. Fethedilen ülkenin güçlü komşularının zayıflatılması, güçsüzlerin ise güçlendirilmesi gerekir. Bazı prensliklerde yönetim tek kişinin yani prensin elindedir. Bu tür prenslikleri ele geçirmek zordur. Prens ile birlikte soyluların da yönetimde bulunduğu prensliklerde ise soylulardan birkaçını elde ederek ülkeyi ele geçirmek kolaydır ama elde tutmak zordur.

Prenste Aranan Özellikler

Machiavelli’ye göre prens her zaman iyi olmamayı öğrenmelidir. Duruma göre hareket etmesini bilmelidir. Bir prens iyi yada kötü özellikleriyle anılır. Kimi cimri, kimi zalim, kimi sadık, kimi dinsiz, … Prens kendisini iktidardan uzaklaştıracak özelliklere sahip olmamalıdır. Çünkü erdem gibi görünen bazı özellikler prensin sonunu hazırlayabilir.

Prensin sevilen biri mi olması önemlidir yoksa korkulan birisi mi? Bunun cevabı her ikisini de kendinde barındıran prenstir olabilir. Fakat bu zor bir olasılıktır. Bunun için korkulan prens daha iyidir. Çünkü Machiavelli’ye göre insanlar dönektir, nankördür, sahtekardır, kazanma hırsları sonsuzdur. Onlara iyilik yaptığında çok iyidirler ancak tehlike anında hemen yüz çevirirler. Ancak korkulan prens de kendisinden nefret ettirmemelidir. Bunun için halkın malına namusuna saygılı olmalıdır. Prenslerin iki korkusu vardır. Ülkenin durumu ve dış prensliklerin emelleri. Dış prensliklerden korunmak için iyi silah gücü ve dostluk sağlanmalı. İyi silah olursa dostluk da kolay sağlanır. Prens ordunun başındayken zalim ve acımasız olmalıdır.

Prens verdiği sözü tutmalı mı? Prenslerin sözüne bağlı olması çok takdir edilir. Ancak der machiavelli, sözünü tutmayan prenslerin de zamanında çok başarılı olabildikleri görülmüştür. Yasalara bağlı kalınarak yapılan mücadele insanlara, kuvvete dayalı mücadele ise hayvanlara özgüdür. Birinci etkisiz kalırsa ikinci uygulanmalıdır der. Prens hem tilki hem aslan olmasını bilmelidir. Tuzağa düşmemek için tilki, kurtları korkutmak için aslan olmalıdır. Prens sözünü tutmalı ancak şartlar değişirse ve sözünü tutması kendisine zarar getirecekse, sözüne bağlı kalmamalıdır. Herkesin kötü olduğu yerde prens de sözünü tutmaz. Prens sadece kendisini ve ülkesini korumayı düşünmelidir, bunda başarılı olursa amaç araçları meşru kılar.

Prensin yardımcıları da önemlidir. Bunların sadık ve işbilir olması gerekir. Eğer yardımcı çıkarını prensin çıkarından üstün tutarsa kötü bir yardımcıdır. Çünkü bir devlete görevlisi asla kendini düşünmemelidir. Prens de yardımcılarını düşünmeli, onlara saygı göstermelidir.

İtalyan Birliğini Kurulması

Machiavelli, eserinin sonunda amacını açıkça ortaya koyar. Hedef İtalya’nın düşmanlardan temizlenmesi, birliğin gerçekleşmesidir. Bunu da medicisler gerçekleştirebilir. Ulusal bir ordunun olması da çok önemlidir. Kamu hukuku sözlüğüne makyavelizm, makyavelisk gibi deyimler kazandıran Machiavelli eseri Prens adlı kitabı medicislere göndermiştir. Fakat zamanın görüşlerine göre farklı birşeyler yazmadığı için hem iktidar hem de karşıtlarında ilgi uyandırmamıştır. Öldükten sonra ilerleyen zamanlarda eser okunmaya başlar. Reform hareketlerinde dine karşı yapılan savaşlar zamanında ilgi çeker. Rousseau’ya göre machiavelli, toplumları prenslere karşı uyarır. Fakat asıl amaçladığı yöneticileri uyarmaktır. Sonuç olarak siyaset, din düşüncesinden soyutlanarak devletin laik temellere oturtulduğu söylenmektedir.

THOMAS MORUS ve ÜTOPYASI

Machiavelli ile aynı dönemde yaşamış ve İngiltere’nin en büyük dehası olarak bilinir. Günümüze kadar adını yaşatan eseri Ütopya’dır. 1. bölümde İngiliz toplum düzeninin eleştirisi yapılır. 2. bölümde ise Ütopya ülkesinin düzeni anlatılır. 15 ve 16. yy İngilteresinde iç savaşlar vardır. Krallar acımasızdır, kan dökerler, danışmanları dalkavuk ve bilgisizdir. Halk arasında başı bozuklar, haydut ve hırsızlar var. Bunun nedeni savaştan para kazananların savaş sonrasında işsiz kalmasıdır. Koyun yününün ihracatı yerleşik düzeni sarsar. Eğitim sistemi çok kötüdür. Morus’a göre ölüm cezasının yerine zorunlu çalışma cezası getirilmelidir. Kralın şeref ve mutluluğunun halkın zengin olmasına bağlı olduğunu söyler. Kralın en kutsal görevi halkın mutluluğudur.

Yazar, eserinin ilk bölümünde gerçek düşüncesini açıklar. Malın mülkün kişisel bir hak olduğu, her şeyin parayla ölçüldüğü bir yerde toplumsal adalet ve rahatlık hiç bir zaman gerçekleşmez. Mülk sahipliğini kaldırıp, ülkenin zenginliğini eşit dağıtmak gerekir. Eşitlik çok önemlidir. Eserin ikinci bölümünde ideal düzeni anlatır. Bu düzen tüm halkın mutlu olduğu, haksızlık ve kötülüğün olmadığı biçimde kurulmuştur. Ütopya adasının 54 güzel şehri vardır. Hepsinde aynı özellikler barınır. Özel mülkiyet yoktur, tarım alanları vardır, herşey herkesindir. Ütopyada para yoktur. İnsanlar arasında iş sözleşmesi yapılmaz. Herkes birer tarımcıdır. Herkes çalışacağı için 6 saatlik çalışma yeter. Tüketim de ihtiyaca göre olacaktır. Ütopyada toplum hayatının temeli ailedir. En basit ve pis işleri yapan köleler de olacaktır. Bunlar ellerinde silah ile yakalanan savaş tutsaklarıdır. Ağır suç işleyen ütopyalılar köle olarak cezalarını çekeceklerdir. Ütopyada siyasal düzen ise şöyledir. Promidal sistem vardır. 30 aileden oluşan gruplar he yıl Philarch adı verilen bir başkan seçerler. 10 philarch 300 aile ile birlikte baş philarch denilen kişinin buyruğu altındadır. 200 baş philarch bir senato oluştururlar ve halkın gösterdiği 4 adaydan birini gizli oyla başkan seçerler. Başkan zorbalık yapmadığı sürece başta kalır. Din adamları ve rahipler de seçimle göreve gelir ve toplumda önemli bir yerleri vardır. Din adamları okumuş kişilerden seçilir. Fikir işçileri içinde başarısız olanlar normal işçiler arasına yollanır. Yasa sayısı çok azdır. Yasanın okunup anlaşılması da çok kolay olmalıdır. Uygulanacak dış politika ise, Kraliçe Elizabeth’in 19 ve 20. yy.la kadar uyguladığı ilkeler gibidir. Ütopyada savaştan hoşlanılmaz. Ada üzerindeki hiçbir devlet diğeri üstünde hakimiyet kuramaz. Ancak düşmanlara ve zorbalara karşı savaşılır. Düşmanlarını içten bölerler. Başarılı olamazlarsa, düşmanları arasında ikilik ve çatışma çıkarırlar. Bu da olmazsa düşmanlarına komşu olan ulusları onlara karşı kışkırtırlar.

REFORM HAREKETİ ve REFORMATÖRLER

16. yy düşüncesini etkileyen en önemli olay reform hareketi olmuştur. Gerek reform hareketinin gerek onu izleyen dönemin kişi hak ve özgürlükleri ve kişi-iktidar ilişkileri yönünden çağırmışlardır. Çünkü dini dogmalar herşeye karşıdır. Düşünce ve inanç özgürlüğü zamanla kişiyi siyasal özgürlüğe götürür. İşte reform bu bakımdan önemlidir. Reformatörlerden sonra protestan düşünürler zorba yönetimlere karşı direnme görüşünü işleyeceklerdir. Bu sorunu çözümlerken de iktidarın kaynağı, meşruriyeti, kişinin ve toplumun iktidar karşısındaki yeri gibi konuları ele alacaklardır.

Monarkomark adını alan ve zorbanın işbaşından uzaklaştırılması görüşünü savunan protestan yazarların yanı sıra Ligue hareketi içinde birleşen katolik yazarlar da protestanların tezleriyle çıkacaklardır. Saint-Barthelemy katliamı Fransayı protestanlardan arındırmamıştır ve protestanlar da mücadele ettikleri katolikler gibi Fransada mezhep ikiliğini kabul etmemektedirler. Gerek protestan gerek katolik yazarlar bu tezlerine hukuki dayanak olarak siyasal sözleşme görüşünü öne sürerler. Buna göre emretme gücünün kökü tanrıdadır. Ama yeryüzünde iktidarın sahibi toplumdur ve toplum bu yetkiyi bir anlaşmayla krala verir. Yönetici toplumun yararı için çalışmalıdır. Eğer yapmazsa halk onu görevden uzaklaştırır. Öte yandan kralın yetkileri mutlak değildir. Soyluların ve halkın da katkısı olmalıdır. Yani yönetim karmadır.

JEHAN BODIN (Egemen-Merkezi Devlet)

Yazar 1576 yılında Devletin Altı Kitabı adlı bir eser yayınlar. Bu Saint-Barthelmy katliamından sonra protestan yazarların yazdığı eserlere cevaptır. Bodin’e göre devlet, birçok ailenin ve onların ortak mallarının egemen güç tarafından yönetimidir. Machiavelli gibi devleti sadece siyasal olarak ele almaz. Devlet hukuka uygun meşru bir kurumdur, iyilik ve mutluluğu sağlar, bir amaca yöneliktir, siyasal toplumun birlik ve bütünlüğünü sağlayan egemen güçtür. Egemenlik ise mutlak sürekli bir güçtür. Egemenliğin sürekliliği siyasal toplumun sürekliliğinden kaynaklanır. Aynı zamanda egemenlik mutlaktır yani kimseden emir almamaktır. Egemenlik herşeyden önce genel ve özel olarak herkes için yasa yapmak, yasaları değiştirmek iktidarıdır. Örf ve adetler de egemen gücü, yasa yaparken sınırlamaz. Bodin’in bu egemenlik anlayışı feodaliteyi bertaraf ederek Fransız monarşisinin esas temel yapısını oluşturur. Yine bu egemenlik kavramı karma yönetimlerin sonu anlamına gelir. Dini iktidarın üstünlük iddialarının sonu demektir. Yani egemenlik anlayışı feodal zinciri parçalıyor ve ulusal birliği ve bağımsızlığı simgeliyor. Monarşiden yana olan Bodin bu tercihinin nedenlerini de açıklar. Öncelikle monarşi, doğal düzene en uygun düşen yönetimdir. Devletin temeli olan ailede de tek şef vardır. ancak bu monarşi özgür insanlara köle muamelesi yapılan uyrukların malının kendi malı gibi kullanıldığı zorba bir yönetim değildir. Kısacası Bodin, feodal düzendeen mutlak merkezi monarşiler dönemine geçişi simgeleyen bir düşünür.

MUTLAK MONARŞİLER

17. yy’da Fransa’da mutlak monarşi güçlenir. İngiltere’de denemeleri yapılır. Fakat bu keyfi bir yönetim olarak algılanmamalıdır. Mutlakiyet, feodal yapının güçlü bir iktidar anlayışıdır. Ayrıca Fransa’da toplumun çeşitli sınıfları arasında mücadele mutlakiyet yönetiminin nedeni olmuştur. Kendi içinde birlik kuramayan bu sınıflar mutlakiyet yönetiminin gelişmesini sağlamıştır. Aynı zamanda bu yüzyıl, ekonomide merkantilizm’in geliştiği yüzyıldır. Bu da iç ve dış siyaset için mutlakiyeti zorunlu kılmıştır. Fakat daha sonraki ticaret kapitalizmi, mutlakiyetin sonunu getirecektir.

Merkantilizm:

Bir ülkenin zenginliğini o ülkenin altın ve gümüş stokuna bağlar. Bunun için ülkeden altın ve gümüş çıkışı önlenip, girişi sağlayacak politikalar uygulanır. Çünkü zengin ülke siyaset hayatında başarılıdır.

17. yy’da önemli bilimsel adımlar atılmış ve gelişmeler kaydedilmiştir. Bu nedenle insanların aklına ve kendine güveni artmıştır. Hukuk tanrı ile ve siyaset de teoloji ile uzaklaşmaya başlamıştır. Doğal yaşama, doğal haklar, sosyal ve siyasal sözleşme konularını işleyen doğal hukuk doktrini birbirine tamamen zıt siyasal görüş ve düşüncelerin savunma aracı ve dayanağı olabilmiştir. Sosyal ve siyasal sözleşme teorisini savunanlar tanrısal hukuk görüşünün devlet iktidarının kökünü tanrıya bağlayan teorinin yerini alacak bir teori ortaya koymuşlardır. İktidarın kökünün Tanrıya dayandığı görüşü ortaçağı karanlığa götürmüştür diye düşünülür. İktidarın kaynağı toplum oalrak belirlenir. Siyasal iktidarın kökü, kaynağı sözleşmelerdir. Bu düşüncenin açıklaması şudur; insanlar eskiden siyasi otorite yokken eşitlik içinde yaşamışlardır. İnsanlar ya bir zorunluk yada istekleriyle bir otoriteye boyun eğmeyi kabul etmiştir. Her iki ihtimalde de bir sözleşme söz konusudur.

Grotius 17. yy’da doğal hukuku laik temel üzerine kuran düşünürdür. Doğal hukuk insanın aklına dayanır, Tanrı olmasa da vardır der. Yani tanrı varsa doğal hukukun kaynağı tanrıdır, tanrı yoksa doğal hukuk yine vardır. Özgür insanlar haklarından en iyi şekilde yararlanmak için toplumu kurmuşlardır. Mülkiyet hakkı doğal hukukun güvencesi altındadır. Ticaret serbesttir, mutlakiyet yönetimi meşrudur.

Pufendorf da aynı şeyleri savunur. İktidarın kaynağı siyasal sözleşmedir. Toplum kendini yönetecek kişileri seçer. Yönetici toplumun güvenliğini sağlamak, toplum yararına hizmet etmekle görevlidir. Böyle olursa toplum ona boyun eğer.

Not:

Öncelikle vakit ayırıp yazıyı okuyanlara teşekkür ederim. Diğer yazılarımdaki (İlk Çağda Siyasal Düşünceler ve Orta Çağda Siyasal Düşünceler) gibi çok geniş bir konu olduğu için mümkün olduğunca temel bilgileri konu aldım. Başlıkları aratarak veya ilgili kitaplardan çok daha fazlasına ulaşabilirsiniz. Ders notlarımdan derlemedir ve pek çok kaynaktan alıntı içermektedir.

Yorumunuzu Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s