Beyindeki Potansiyele Ulaşmak


Eski yazı, hatta belki ilk dokümanlarımdandır. Yaklaşık 10 yıllık. Zamanında bir forum için yazmıştım sonradan kayboldu gitti. Birkaç farklı site kopyalamış yazıyı sadece. Burda da dursun bi kopya.

________

Beynin kullanılma yüzdeleri üzerine yapılan araştırmalar bize şöyle bir tablo veriyor.
1940’larda, beynin %50’si, 1960’larda %20’si, 1980’lerde %10’u, 2000’lerde %1’i kullanılıyor. Böyle bir tablo ile karşılaşılmasının nedeni beyin kapasitesini kullanma açısından bir gerileme içine girilmesi değil, beyin kapasitesinin sanıldığından daha da büyük olmasıdır. Günümüzde normal insanlar beyinlerinin %1’ini kullanırken hafıza veya beyin eğitimi almış biri %3’ünü kullanabilir.

Örneğin çok büyük bir rakam dizinini hafızanızda tutmanız isteniyor. Bunu yapmanın beyni yoracağı ve uzun zaman alacağı düşünülür. Ancak biri gelip bilmediğimiz bir teknikle çok kısa bir süre içinde (sadece 1 ve 0’lardan oluşan 600 haneli bir sayıyı 10-15 dakikada) ezberleyebilir. Bu örneği; siz tarlanızı sabanla sürerken başkasının traktörle sürmesi, yani daha az zamanda daha az yorularak yapmasına benzetebiliriz.
Beynin nasıl çalıştığını anlamak için önce neden unuttuğumuzu açıklamak faydalı olacaktır.

NİÇİN UNUTUYORUZ?

Hafızasız bir yaşam düşünülemez. Çünkü hafızasız bir yaşamda geçmiş kavramı ve tarih anlayışı yoktur, herhangi bir becerinin öğrenilmesi söz konusu değildir.

Yeni öğrenilen ve yaşanılan şeylerin eskilere göre daha kolay hatırlandığı düşünülür. Peki gerçekten böyle midir?

Örneğin; 4 gün önce akşam yemeğinde ne yediniz? Bu soruda dikkat çekilen nokta, yakın bir zaman olmasına karşın bu bilgiyi hatırlayamamanızdır. Bir de şu soruya bakalım. Hayatınızda başınızdan geçen sizi çok şaşırtan, mutlu eden veya tehlikeli bir an var mı? Bu soruya cevap niteliği taşıyan söyleyecek pek çok şeyiniz vardır. Hatta her şeyi detaylarıyla beraber hatırlayabilirsiniz. İkinci soruyu ilgilendiren tarih çok daha eskidir fakat anımsamakta güçlük çekmezsiniz.

Birinci olayda beynin yazıcısı kapalıydı ve hiçbir şey kaydetmedi. İkinci olayda ise yazıcı açıktı ve her şeyi kaydetti. Peki beynin yazıcısını kapatıp açan faktör nedir? Kendi irademizle bunu belirleyebilir miyiz? Bu sorulara uzmanlar evet cevabını veriyorlar.

Bunu sağlamak amacıyla beynin bazı bölümlerinin nasıl çalıştığına göz atacağız. Beyinde iç içe 3 farklı bilgisayar bulunmaktadır diyebiliriz.

1. İlkel Beyin: Bu bölüm beynin en iç kısmındadır. İlkel beyin tüm hayvanlarda da mevcuttur. Hatta bazı hayvanların beyinleri sadece bu kısımdan ibaret. İlkel beyin hayvanların olaylara verdikleri tepkiyi idare ediyor. Mesela bir tehlike anında “savaş” veya “kaç” diyor.

Bizim için de aynı durum geçerli. Birisiyle kavga aşamasına geldiğinizde karşınızdakinin cüssesine bakıp duruma göre kavga etmeniz ya da kaçmanız kararının yönetildiği kısım ilkel beyin bölümüdür.

2. Orta Beyin: Bu kısım, başlangıçta bahsedilen beynin üç parçasının en iç ve en dıştakilerin arasında kalan kısımdır. Bu kısım hafıza gücü için büyük önem taşır. Öncelikle tüm duyguların merkezidir. Aynı zamanda burası hafızanın merkezi sayılan hipokamp (hippocampus) bilgilerin hafızaya geçip geçmeyeceğine karar veren kısımdır. Beynin yazıcısının çalışıp çalışmamasına karar veren hipokamp’tır. Eğer hipokamp yazıcıyı çalıştırırsa o anda yaşanan olaylar ve bilgiler beynin en üst kısmı olan korteks’e yazılır. Hipokamp beynin yazıcısının çalışıp çalışmamasını neye göre belirler derseniz, cevap duyguların merkezidir.

Duyguların merkezi hareketlenirse, hipokamp yazıcıyı çalıştırıp kayıt yapar. Duygular hareketlenmemişse yazıcının çalışmasına gerek görülmez.

Şimdi başlangıçta sorulan sorulara geri dönelim. Birinci soruda rutin bir olay sorulmaktadır. Eğer o gün yediğiniz yemek farklı veya özel bir yemek değilse hatırlamazsınız. Çünkü bu her gün yaptığınız bir şeydir ve duygularınız hareketlenmemiştir. Dolayısıyla hipokamp bu olayı kayda değer bulmamıştır. İkinci soruda ise duyguların tetiklenmesiyle olay kaydedilmiştir.

Şimdi hipokamp’ın önemi biliniyor fakat bunu bilmekle hafıza gücümüz artmadı. İlerleyen bölümlerde duyguların merkezini nasıl etkileyebileceğimizi ve bilgileri nasıl kalıcı hafızaya kaydedebileceğimizi göreceksiniz. Ancak hipokamp’ın etkili bir biçimde kullanılması için korteks hakkında bazı bilgilere ihtiyaç duyulur.

3. Korteks: Bu kısım beynin en üst kısmıdır. Hipokamp’ın kararı sonucunda bilgiler buraya kaydolur. Düşünme, konuşma, görme, duyma ve yeni şeyler üretme sırasında kullanılan kısım beynin korteksidir. Beynin bilgi kapasitesi buradadır. Bir cevizin içindeki iki parçayı andıran kısım. Bu parçalara sağ ve sol lop isimleri verilir. Ayrıca bu lopları birbirine bağlayan korpus kallosum (corpus callosum) denilen yoğun sinir lifleri bulunur.

1980’li yıllarda korteksle ilgili tesadüfen bulunan ilginç bir olay dönüm noktası olmuştur. Ayrıca fotografik bir hafızaya sahip olmak da direkt olarak korteks ile ve korteks’in farklı şekilde kullanılmasıyla ilgilidir.

1980’li yıllara kadar doktorlar beynin vücudu çapraz idare ettiğini düşünüyorlardı. Bu düşünceyi beyinlerinden yaralanan hastalardan kazanmışlardı. Beyinlerinin sağ tarafı tahrip olanların sol kolu ve bacağı, sol kısmı yara alanların ise sağ tarafları felç oluyordu. Ancak bu yıllara kadar beyninin loplarından biri alınan veya beyin loplarının birbirinden ayrıldığı hiçbir hasta olmamıştı. Buna benzer bir olay ilk kez W.J isminde bir askere mecburen uygulandı ve raslantı sonucu hızlı öğrenme ve beyin eğitiminde devrim niteliğinde bir olaya imza atılmıştır. Alt paragrafta W.J.’in ilginç hikayesi anlatılmaktadır.

II. Dünya Savaşında asker olan W.J. bir çatışmada kafasından yaralanmış ve beyninin bir lobu zarar görmüştü. Doğal olarak vücudunun diğer tarafı felç olmuştu. Bununla beraber W.J.’i kurtarma çalışmaları sonuçsuz kalıyor aksine felç vücudunun diğer tarafına da sirayet ediyordu. Doktorlar buna şaşırıyordu ve nedenini bulamıyorlardı. Çünkü beynin diğer lobu sağlamdı. Ancak bu sağlam lobun da yaradan etkilendiği düşünüldü ve lopların ayrılması gerektiğine karar verildi. Böylece W.J. bu konuda bir ilk oldu. Plana göre; lopları birbirine bağlayan korpus kallosum sinir lifleri bağı kesilecek, beyindeki sağlam lop korunacak ve W.J. yaşamına kısmen devam edebilecekti. Ameliyat başarılıydı ve beynin her iki lobu arasında iletişimi sağlayacak bir bağ yoktu. Ancak beklenmeyen pek çok değişiklik baş gösterdi.

Örneğin deneylerden birinde W.J.’e bir ekranın ortasına dikkatlice bakması söylendi ve aynı anda slayt filmiyle ekranın solunda bir tavuk, sağında ise bir kardan adam resmi hızla gösterildi. Bilim adamları bu resimlerin beyinde çapraz olarak algılandığını biliyorlardı. Yani ekranın solundaki tavuk sağ lop, ekranın sağındaki kardan adam ise sol lop tarafından algılanıyordu. W.J’ye ne gördüğünü sorduklarında kardan adam diyordu. Ama gördüğü şeyi sol eliyle göstermesi istendiğinde örnekler arasındaki tavuk resmini seçiyordu.

Testler devam etti ve konuşma merkezinin sol lop üzerinde olduğu bulundu. W.J.’e “ne gördün” dendiği zaman cevap veren sol loptu ve kardan adamı söylüyordu. Gördüğünü sol eliyle göstermesi istendiğinde durum farklılaşıyordu. Sol eli çapraz olarak beynin sağ lobu yönetiyordu. Sağ lobun gördüğü ise tavuk resmiydi. Sonuç olarak sol eli kontrol ederek cevap veren sağ loptu. Her iki beyin birbiriyle haberleşemediği için bağımsız çalışıyorlardı. Bu testler sonucunda hangi lobun hangi fonksiyonlarda uzman olduğu öğrenildi.

1981’de bilim adamı Roger Sperry’ye Nobel Tıp Ödülü kazandıran buluş şöyleydi:
Yoğun sinir liflerinden oluşan korpus kallosum ağ demeti, loplar arasındaki bilgi alışverişini sağlayan bir köprüydü. Beynin sol lobunun konuşma, matematiksel işlemler, sayılar, analiz ve diziler gibi konularda uzman olduğu, lineer ve mantıklı çalıştığı tespit edildi. Sağ lopta da müzik, ritim, hayal kurma, renkler, hacim, boyut gibi konulardaki işlemler yapılıyordu.

Yani beynin sol lobu bilgiyi mantıklı ve lineer işlerken, sağ lop ise artistik tarafı oluşturuyor. Detaydan ziyade resmin bütününü ele alıp bilgiyi hayal gücü ve şekille işliyor. Duygu ve hayaller de sağ tarafta etkindir. Yapılan araştırmalara göre beynin her iki lobunu da dengeli bir biçimde kullanarak gerçekleştirilen öğrenme “‘gerçek öğrenme”‘dir. Yani loplarının ikisinin de işlevleri öğrenmenin içine katılmalıdır. Bununla birlikte beyninin tek tarafını kullanan birinin kapasitesinin %50’sini kullandığını düşünmek yanlıştır. Bu iki bacağımızı dengeli olarak kullanarak yürümek yerine tek bacakla zorlanarak yürümeye çalışmak gibidir ve %50’den daha düşük bir kapasiteyle çalışıyor demektir. Beyninin ikinci lobunu da kullanmayı öğrenen biri de verimini %50’den fazla artırır. Hafıza eğitimi ve hızlı öğrenmenin temelinde yatan da beynin iki lobunu birden dengeli biçimde kullanmaktır.

Eğer doğuştan itibaren beyninin iki lobunu birden kullanan yani fotografik bir hafızaya sahip biri var mı diye merak ederseniz bu sorunun cevabı evettir. Bu kişiler üzerinde yapılan araştırmalar da bugün gelinen noktanın kilometre taşlarındandır.

Beyin kapasitemizi tekniklerle geliştirmeye geçmeden önce içimizdeki uyuyan devden haberdar olmalıyız. Sahip olduğumuz sınırsız potansiyelin bilimsel dayanaklarını anlatmadan buna inanmak biraz güç. O yüzden bu şekilde adım adım ilerliyoruz.

BEYİN KAPASİTEMİZ

Doğuştan itibaren yüksek hafıza gücüne sahip birine örnek olarak, literatürde Bay S olarak söz edilen Sherashevsky örnek gösterilebilir. 1920’lerde psikolog Aleksandr Romanovich Luria Bay S’in tesadüf sonucu fark edilen hafıza gücü üzerinde birtakım testler yapmaya başlamış ve bu araştırmalar 30 yıl boyunca sürmüştür. Doktor, Bay S’e harf, sayı ve kelimelerden oluşan listeler okumuş, Bay S de bunları eksiksiz olarak tekrar etmiştir. Liste zamanla uzamış fakat Bay S bundan hiç etkilenmemiştir. Hatta listeleri tersinden de sayabiliyordu. Ayrıca doktorun daha önce okuduğu listeleri fark edip ondan önce listeyi sayıyordu. Bay S için listelerin bir hafta, bir ay yada bir yıl önce okunması önemsizdi. Duyduklarını aynen hatırlıyordu. Aleksanr Luria’a göre Bay S sınırsız bir hafızaya sahipti.
Bay S kendini şu şekilde anlatıyor; “‘bir kelimeyi sadece bende uyandırdığı şekille değil duygularla hatırlıyorum. Sadece şekil ve duygu değil bir bütün. Kelimeyi duyduğumda ağırlığını ve tadını hissediyorum. Hatırlamak için çaba harcamıyorum, kelime kendini bana hatırlattırıyor.

Bay S sayesinde beynin iki lobunun da etkin ve dengeli biçimde kullanılarak hafıza gücümüzün artacağını anlıyoruz. Yani duyguların da işin içine katılmasının önemi. Bay S’in kafasında bunlar otomatik biçimde oluyor ve şekilller, duygular ve renkler dünyasında yaşıyor. Ancak hafıza gücünü artıran bu elemanlar bilinçli olarak da kullanılabilir.

Yetişkin bir insanda 100 milyarın üstünde sinir hücresi vardır. Bunlara nöron denir. Bununla beraber hafıza gücü, beyin hücre sayısından çok, bu hücreler arasındaki ağ tabakası veya bağların çokluğuyla alakalıdır. Başlangıçta bu nöronlar arasında çok fazla bağlantı yoktur. Yeni öğrenilen bir bilgi daha önceki bir bilgiyi anımsatmışsa, yeni bilgiyle, anımsanan bilginin bulunduğu nöronlar arasında bir bağ kurulmaktadır. Eğer bir ilişki olmuyorsa öğrenme de olmuyor demektir. Şimdi sayıları 100 milyardan fazla olan nöronlar arasında kurulma potansiyeline sahip olan bağları düşünmek zor

Kısaca, insanın kendi hafızasının sorumlusu yine kendisidir. Hafıza gücünüzü inşa edecek tek kişi kendiniz. Beyinlerini kullanmayanlarda nöronlar arası bağlantı zayıf kalır.

HAFIZA TEKNİKLERİ

Hafıza eğitimi aldığını söyleyenler ve tv ekranlarında nesneleri sırayla ezberleyen kişilerin izlediği yol zor bir şey değildir. Bunu en iyi açıklama yöntemi örneklemedir. Mesela:
1- carlsberg, 2- çocuk, 3- kuş olsun. Rakamların seslendirilmesiyle, nesneler arasında bağlantı kurulur. Bir ile bira, iki ile ikiz, üç ile uç. Sonra da bira size carlsberg’ü, ikiz çocuğu ve uç ise kuşu hatırlatacaktır. Neyle bağlantı kurduğunuz size kalmış, hayal gücünüzü kullanacaksınız. Bu tür hafıza şovlarının hayret bırakan etkisinin altında yatan gerçek bu. Uzun ve karışık bir liste hazırlayarak kendinizi test edebilirsiniz. Yapabildiğinizi göreceksiniz.

Peki bu liste 200, 300 maddelik bir liste olsaydı? Onu da başarmak mümkün fakat bu anlattığım teknik yetersiz kalır. Bu türde olan uzun listeler için kullanılan teknikleri ben bilmiyorum ve bilenler de ücretsiz olarak vermek istemiyorlar.

İNGİLİZCE KELİMELERİ KALICI OLARAK ÖĞRENMENİN 3 ANA KURALI

Bu kısımda teoriden biraz sıyrılacağız Basit ama etkili yöntemler konumuz olacak.

Birinci kuralın temelinde insanların gördüklerini,duyduklarına oranla daha kolay hatırlaması yatıyor. Bazılarının yüzünü hatırlayıp ismini hatırlayamamak da buna iyi bir örnektir. Öğrendiğiniz kelimeleri bir şekilde görünür hale getirmelisiniz.

İkinci kuralın temeli, görmenin beyin üzerinde yaptığı etki ile hayal ederek görmenin etkisi arasında önemli bir fark yoktur. Bu California görme merkezi araştırmalarının sonucudur.

Üçüncü kural ise önceden de bahsedilen, kelimelerle hafıza ilişkileri kurmaktır.

Bu kuralları birleştirirsek; öğrendiğim kelimeyi önce görsel hale getireceğim. Ardından bunu aklımda canlandıracağım ve bu görsel resim ile kelime arasında bir bağ kuracağım. Dikkat edilirse burada işin içine şekiller de katılarak beynin sağ lobu da işe dahil oluyor.

Örnek olarak, karıştırmak anlamındaki mingle (mingıl) kelimesini alalım. Okunuş açısından mangal’ı andırıyor. Aklımızda birinin bize “‘şu mangalı biraz karıştır”‘ dediğini hayal edelim. İddiaya girerim bundan sonra mingle kelimesinin anlamının karıştırmak olduğunu unutmayacaksınız. Bu teknikleri geliştirmek sizin elinizde. Tek yapmanız gereken bir şeye benzetmek ve onu görsel bir şekle sokarak düşünmek. Sonrasında hatırlamak güç olmayacak.

SONU 5 İLE BİTEN SAYILARIN KARELERİNİ ALMAK

Şimdi anlatacağım teknik iki basamaklı ve 5 ile biten sayıların karelerini aklınızdan çok kısa bir sürede alabilmenizi sağlayacak bir teknik. Mesela 75’i alalım. Öncelikle şunu bilmek gerekir ki, sonu 5 ile biten bu sayıların son iki hanesi 25’dir. Bulunacak sayı xx25 şeklinde olacaktır. İlk iki rakam ise sayımızın onlar basamağındaki rakam (7) ile bunun bir fazlasının (8) çarpımıdır. Yani 7×8=56 ve 75’in karesi 5625. bu tekniği 65, 45, 95… ile de deneyerek tekniğin etkinliğini görebilirsiniz.

100’E YAKIN SAYILARIN KARELERİNİ ALMAK

Burada da kullanacağımız teknik hiç zor değil. Örnek olarak 94’ü alıyorum. Sayının 100’den farkı 6. Bu sebeple (94 6) bulacağımız sayının ilk iki basamağı olacak. Yani 88. son iki rakam ise 6’nın (yani sayımızın 100’e uzaklığının) karesi olan 36. Sonuç olarak 94’ün karesi 8836’dır.

100’e yakın ama 100’den büyük sayıların kareleri alınırken de tek fark olarak çıkarma yerine toplama yapılır. Mesela 106’nın karesi için, (106 + 6) aradığımız sayının ilk üç hanesi olacak. Sonu yine aynı, yani 6’nın karesi 36. 106’nın karesi 112 ve 36 = 11236. Bu tekniği de farklı sayılarla deneyerek işlevselliğini kavrayabilirsiniz.
_________________________

Sonuç olarak kimse büyülü ve sihirli işler yapmaz, sadece bildikleri farklı teknikler vardır ve bunları kullanırlar. Bunlardan haberdar olmayanlar ise karşılarındakinin üstün biri olduğunu düşünür. İşin tekniğini bilmek üstünlük ise bu şekilde nitelendirmek doğru olur. Ancak şimdi kimse de 965378 ile 347834’ün çarpımını yapan biri için, zehir gibi kafa var diye düşünmez Bana kalırsa Platon (Eflatun) da “‘insanlar doğuştan eşittir”‘ derken bunu kastediyordu. Herkesin potansiyeli eşittir, bunu araştırmak, keşfetmek, geliştirmek, hangi yollarla bunun yapılacağı ve bu yolların neler olduklarını öğrenmek size kalmış. Herkes kendisinin mimarıdır.

Reklamlar

Yorumunuzu Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s